Öğrenci Topluluğu ve Ders Notları

Öğrenciler Platformu

REKLAM ALANI
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2018 Cumartesi


TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1895)

Tanzimat Edebiyatı’nın hazırlık dönemi Tanzimat Fermanı ile 1839’dan Tercüman-ı Ahval gazetesinin çıkış tarihi olan 1860’a kadar sürer. Hazırlık dönemi, Batı edebiyatından, özellikle Fransız edebiyatından şiir, hikâye ve roman çevirilerinin yapıldığı bir geçiş dönemidir.
Hazırlık dönemi, divan edebiyatı ile Tanzimat Edebiyatı arasında bir köprü niteliği taşır. Gazetecilik bu dönemde bir aşama gösterir. Devlet eliyle çıkarılan ilk Türk gazetesi olan Takvim-i Vekayi bu dönemde yayın hayatına devam eder.
Tanzimat Edebiyatı’na bu geçiş döneminde Mütercim Asım, Münif Efendi, Yusuf Kamil Paşa, Akif Paşa... önemli rol oynar. Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak, edebiyatımızdaki ilk çeviri roman olarak tarihe geçer.
Tanzimat edebiyatı Batı etkisindeki Türk edebiyatının ilk devresidir. Tanzimat siyasi anlamda 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı’yla başlar. Sanatsal açıdan Tanzimat ise 1860’ta Tercüman-ı Ahval gazetesinin çıkarılmasıyla başlar. Buna göre Tanzimat Edebiyatı dönemi 1860’ta başlayıp 1895’e kadar sürer.
Servet-i Fünun Edebiyatı içinde yer alan Hüseyin Cahit Yalçın, Tanzimat dönemini şu sözlerle dile getirir: “Tanzimat devri edebî hareketleri kendiliğinden doğmuştur; onu çevre ve ihtiyaçlar doğurmuştur. Nasıl içtimaî (toplumsal) ve siyasi bünyemiz değişiyor, Avrupalılaşıyorsa, bu hareket de edebiyatımızın bir Avrupalılaşma belirtisidir.”
Toplumsal yaşamımızdaki değişim ve gelişim Tanzimat’la başlar. Bu değişim ve gelişimde Batı’nın, büyük etkisi vardır. Divan edebiyatının yüzyıllar boyu süren sıkı kurallara bağlı yapısı Tanzimat’la çözülmeye başlamıştır. Tanzimat’tan sonra toplumda oluşan orta tabaka, yavaş yavaş kendi edebiyatını da oluşturmaya başlar.
Dil, artık divan edebiyatının seçkinlere hitap eden ağır dili olmaktan çıkmış; orta tabakanın günlük konuşma diline yakın bir dil hâline gelmiştir.
Tanzimat Edebiyatı ile topluma yeni bir duyuş, düşünüş ve anlatış tarzı gelmiştir. Batı düşünüş tarzı, Tanzimat’la yurda yayılmış ve böylece sanat, topluma ulaşmada bir araç olarak görülmüştür. “Roman, deneme, tiyatro” gibi daha önce edebiyatımızda hiç denenmemiş türlerde eserler verilmiştir.
Tanzimat Edebiyatı, toplumcudur, doğrunun ve iyinin peşindedir. Bu dönem şair ve yazarları, sanat aracılığıyla toplumu uyandırıp yükseltmek, geri kalmışlıktan kurtarmak ve baskıları ortadan kaldırmak amacını taşır.
Tanzimat dönemi sanatçıları, eski edebiyatı yıkarak yerine, Batı edebiyatının ışığında yeni bir edebiyat kurmayı hedeflemişlerdir.

Tanzimat Edebiyatı Sanatçıları

Tanzimat edebiyatı sanatçıları temelde iki ayrı sanat anlayışına sahiptir. Bu bağlamda Tanzimat sanatçılarını iki grupta ele almak daha uygun olacaktır.

1. dönem sanatçıları: Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Şemseddin Sami, Ahmet Vefik Paşa.
2. dönem sanatçıları: Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Sami Paşazade Sezai, Muallim Naci, Nabizade Nazım.

Örnek:

“Düzenlemeler” anlamına gelen “Tanzimat”, bir bakıma
Osmanlı İmparatorluğu’nun bazı kurumlarıyla Batı’ya
yönelişi demektir. Tanzimat Döneminde Batı’yı yakından
tanımış, Batı uygarlığının önemini kavramış kimi
Türk aydınları, yaşayış, bilim, sanat ve edebiyat yönünden
Batı ile bağlantılar kurmuşlardı. 1860 yılında
Agâh Efendi ile Şinasi’nin birlikte çıkardıkları ---- adlı
gazete ile Tanzimat edebiyatı başlamış oldu.

Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden
hangisi getirilmelidir?

A) Tercüman-ı Ahval
B) Ceride-i Havadis
C) Takvim-i Vakayi
D) Tercüman-ı Hakikat
E) Tasvir-i Efkâr

                                                                       (2011 - LYS)

Çözüm: Tanzimat edebiyatı 1860 yılında Agâh Efendi
ile Şinasi’nin birlikte çıkardıkları Tercüman-ı Ahval adlı
gazete ile başlamış oldu.

                                                                          Cevap A


TANZİMAT EDEBİYATINDA COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)









TANZİMAT SANATÇILARI

I. DÖNEM SANATÇILARI (1860 - 1878)

Tanzimat Edebiyatı’nın temel nitelikleri bu dönemde ortaya çıkar. Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Vefik Paşa, Şemseddin Sami, Ali Suavi’nin oluşturduğu I. Dönem Tanzimat sanatçılarının hemen hepsi devlet kademesinde görev almış ve siyasi mücadelenin içinde yer almıştır.

I. Dönem Tanzimat sanatçılarının sanat anlayışları şöyle özetlenebilir:
  • “Sanat, toplum içindir” görüşünü savunmuşlar ve eserlerini bu amaçla yazmaya çalışmışlardır.
  • Eserlerini halkı eğitmek düşüncesiyle yazdıkları için dilde sadeleşmeyi amaçlamışlar, ancak bunda başarılı olamamışlardır.
  • Fransız edebiyatını örnek almışlar, Fransa’da ortaya çıkan romantizm akımının etkisinde kalmışlardır.
  • Batı edebiyatındaki roman, makale, deneme, eleştiri gibi yazın türleri edebiyamızda ilk defa bu dönemde görülmüştür.
  • Ortaya koydukları romanlar, teknik bakımdan kusurludur. Uzun betimlemelere, beklenmedik tesadüflere yer verilen romanlarda olayların akışına müdahale edilir ve okura uzun uzadıya bilgiler verilir.
  • Şiirde divan edebiyatı nazım biçimlerini kullansalar da, içerik olarak adalet, hürriyet, zulüm gibi yeni konuları ele almışlardır. Şiirin konusunu olabildiğince genişletmeye çalışmışlardır.
  • Şiirde biçim güzelliğini değil, içeriği ön plana çıkarmışlardır. Çünkü şiiri, düşüncelerini aktarmada bir araç olarak kullanmışlardır.
  • Türk edebiyatında noktalama işaretleri ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
  • Çeviri edebiyatı, gazetecilik bu dönemde görülür.









II. DÖNEM SANATÇILARI (1878 - 1895)

Batı uygarlığıyla yetişen Tanzimatçıların ikinci kuşak sanatçıları, Modern Türk Edebiyatının yolunu açarlar. Birinci dönemin “toplumcu sanat anlayışı”nı bırakıp “sanat için sanat” anlayışıyla mutlu bir azınlığın edebiyatını oluştururlar. II. Dönem Tanzimat sanatçıları, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdulhak Hamit Tarhan, Sami Paşazade Sezai’dir. Bu sanatçılar, eserlerini II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi altında vermeye çalışmışlardır. Bu dönemde Batı edebiyatı örnekleri daha başarılı bir şekilde ortaya konmuştur.

II. Dönem Tanzimat sanatçılarının sanat anlayışları şöyle özetlenebilir:
  • Ağırlaşan siyasi şartlar yüzünden “Sanat için sanat” anlayışını benimsemişlerdir.
  • Toplumsal konuları değil aşk, sevgi, ayrılık, düş kırıklığı gibi bireysel konuları ele almışlardır.
  • Divan edebiyatının etkisi azaldığından edebiyatta yenilik hareketleri belli bir düzeye ulaşmıştır. Özellikle Abdülhak Hamit Tarhan şiirde yeniliğin öncüsü olmuştur.
  • Şiirde biçim yönünden divan edebiyatının etkisi kırılmıştır. Ne var ki yine de ağır bir dil kullanılmıştır.







NABİZADE NAZIM (1862 - 1893)

Tanzimat dönemi hikâye ve romancılarındandır. Eserlerinde realizm ve natüralizmin etkisi görülür. Edebiyat yaşamına şiirle başlayan sanatçı, daha sonra roman ve hikâyeleriyle adından söz ettirir. Asıl başarısını da roman ve hikâyede gösterir.

Nabizade Nazım, “Şairiyet” adlı makalesinde şiirle ilgili düşüncelerini ortaya koyar. O, gerçekçi şiire ilgi duyar. Şiirin okuyucuya hem zevk hem ders vermesini, yararlı olmasını ve gerçekleri dile getirmesini ister. Gerçek şiirin bu şekilde yazılabileceğini düşünür. Şiirde, söz sanatlarına, gerçekliği örselemeyecek biçimde yer verilebileceğine inanır.

Nabizade Nazım, şiirleriyle değil roman ve hikâyeleriyle öne çıkar. Roman ve hikâyelerinde gerçekçiliğe bağlı kalır. Yazar, hikâyeyi romanın özeti olarak kabul eder. Ona göre hikâye ayrıntıya girmez, yalnız olay anlatır. Hikâyede, mitolojiye, efsaneye yer verilmesini doğru bulmaz, doğallık ve sadelik arar. Anlatımında bir sadelik ve samimiyet vardır. Konularını gerçek yaşamdan seçer. Çevreyi ve insanları nesnel bir bakış açısıyla gözlemleyerek anlatır. Edebiyatımızda köy yaşamını işleyen ilk romancıdır. Eserlerinde yalın ve anlaşılır bir dil kullanır.

Eserleri:

Roman:
Karabibik, Zehra

Hikâye:
Zavallı Kız, Bir Hatıra, Yadigârlarım, Sevda, Hâlâ Güzel

Karabibik 

Edebiyatımızdaki ilk köy romanıdır. Edebiyatımızda realizmin başarılı örnekleri arasında yer alır. Bu roman uzun hikâye özelliği de gösterir. Olay Antalya’nın bir köyünde geçer. Nabizade Nazım bu romanında, Antalya’nın Kaş ilçesinin Beymelik köyünde, babasından kalma tarlanın dört dönümünü komşusuna satan Karabibik’in, kalan sekiz dönümü de Yosturoğlu’na kaptırmamak için ortaya koyduğu çabayı dile getirir.

Zehra

İstanbul’da yaşayan bir Türk ailesini anlatan bu romanda psikolojik tahliller ağır basar. Romandaki kişilerin betimlenmesi ve çözümlenmesi oldukça başarılıdır.

Zengin bir ailenin kızı olan Zehra, küçük yaşta annesini yitirdiğinden sevgi ve şefkatten yoksun yetişir. Bu yüzden sinirli, kıskanç ve geçimsizdir. Babası, büyüyünce Zehra’yı yanında katip olarak çalıştırdığı Suphi ile evlendirir. Zehra, kocasıyla bir süre iyi geçinir; ama eski sinirli ve kıskanç hali depreşir. Kocasını herkesten kıskanır. Kocası da bu durumdan çok rahatsızdır.

Suphi’nin annesi ev işlerine yardımcı olmak üzere Hüsnücemal adında güzel bir cariye alır. Bu durum Zehra’yı iyice çileden çıkarır. Karısının baskısından bunalan Suphi, Hüsnücemal’e aşık olur, sonra da onunla evlenir. Ayrı bir eve taşınırlar. Zehra’nın babası ölünce Suphi Zehra’yı boşar.

Zehra, öç almak için bir Rum kadınını Suphi’ye musallat eder. Yosma Ürani, çok kısa bir zamanda amacına ulaşır ve Suphi’yi kendine bağlar. Artık Suphi’nin aklı fikri Ürani’dedir. Ancak işler yolunda gitmez ve Suphi iflas eder. Ürani de ona sırt çevirir. Bu sırada Hüsnücemal üzüntüsünden intihar eder. Suphi ise Ürani’yi unutamaz. Onun sevgilisiyle birlikte yaşadığını öğrenir. İyice öfkelenen Suphi, Ürani’yi ve sevgilisini öldürür. Fakat delil yetersizliğinden kurtulur ve Trablusgarp’a sürülür.

Bu sırada Zehra, Suphi’nin katibi Muhsin’le evlenmiştir; ama mutlu değildir. Bir süre sonra kocası ölür ve Zehra yalnız kalır. Suphi’yi hâlâ sevmektedir. Zehra, eski kocasının başına gelenleri duyunca büsbütün hastalanıp yatağa düşer ve sonunda ölür.

Örnek 1:

Nâbizâde Nâzım’ın Karabibik adlı eseri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Edebiyatımızda realizmin başarılı bir örneğidir.
B) Kırsal kesim gerçeğine ilk kez değinilmiştir.
C) Romandan çok, uzun hikâye özelliklerine sahiptir.
D) Kişilerin bulundukları çevreye göre yazılmış başarılı ilk eseridir.
E) İlk psikolojik romana örnektir.

                                                                            (1987 - ÖYS)

Çözüm: Seçenekleri incelediğimizde, A, B, C ve D’de
verilen bilgilerin doğru olduğunu görüyoruz. Ancak
edebiyatımızdaki ilk pisikolojik roman, Mehmet Rauf’un
“Eylül” adlı romanı kabul edilmektedir.

                                                                                 Cevap E

Örnek 2:

Tanzimat’ın ilk kuşağını oluşturan Şinasi, Ziya Paşa,
Namık Kemal ve Ahmet Mithat bu dönemin toplumsal
yaşamını değişik ölçülerde edebiyata yansıtmaya çalışmıştır.
İlk kuşaktan sonra, ----, ----, ----, ---- oluşan
ikinci kuşak, bu toplumsal sanat anlayışını arka plana
atarak daha çok insanı ve onun kişisel serüvenini ele
almıştır.

Bu parçada verilen bilgilere göre boş bırakılan yerlere
aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Tevfik Fikret - Cenap Şehabettin - Ali Ekrem - Süleyman Nazif’ten
B) Halit Ziya - Mehmet Rauf - Hüseyin Cahit - Ahmet Şuayıb’dan
C) Rıza Tevfik - Mehmet Emin - Mehmet Âkif - Muallim Naci’den
D) Recaizâde Ekrem - Abdülhak Hâmit - Samipaşazâde Sezai - Nabizâde Nâzım’dan
E) Yahya Kemal - Halide Edip - Yakup Kadri - Refik Halit’ten

                                                                            (2008 - ÖSS)

Çözüm: Tanzimat’ın ilk kuşak sanatçıları Şinasi, Namık
Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Şemseddin
Sami, Ahmet Vefik Paşa; ikinci kuşak sanatçıları
ise Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan,
Muallim Naci, Sami Paşazade Sezai, Nabizâde
Nazım’dır. Öyleyse boşluklara D seçeneğindeki sanatçılar
getirilmelidir.

                                                                                  Cevap D

MUALLİM NACİ (1850 - 1893)

Tanzimat Edebiyatı’nın önemli şairlerdendir. Eski edebiyat geleneğine bağlı olan Muallim Naci, eski edebiyat- yeni edebiyat tartışmasında eski edebiyatı benimseyenlerin öncüsü olarak görülür.

Muallim Naci, edebiyatımızdaki aşırı değişme dönemi içerisinde, tutumu iyi anlaşılmamış, yeni sanata düşman, eskiye sıkı sıkıya bağlı olarak görülmüştür. Onun, eski edebiyata bağlılığı, körü körüne bir bağlılık değildir. Şiirde eskiye bağlı kalarak yenilik yapma düşüncesindedir. Muallim Naci, “göz için kafiye” ilkesini benimser ve bu konuda Recaizade Mahmut Ekrem’le yaptığı tartışmalar ünlüdür. Recaizade Mahmut’un “Zemzeme” sine karşılık “Demdeme”yi kaleme almıştır.

Muallim Naci, divan şiirinin etkisiyle yazdığı şiirlerinde Nedim ile Nabi’nin etkisindedir. Ancak yeniliklere de açıktır. Divan şiirini beğenmesine karşın onu gerçekçi olmadığı için eleştirir. Bu yüzden de birçok şiirinde gerçekçi tabiat tasvirlerine yer verir. Eski şiirin savunucusu olarak ünlenmesine karşın Batılı şiir tarzında da başarılı şiirler yazar. Aruzu kusursuz olarak Türkçeye uygular. Veznin ve kafiyenin, şiirin çekiciliğini artıran bir süs olduğunu belirterek bu unsurları kullanmanın mecburi olmadığını dile getirir. Buna rağmen şiirde vezin ve kafiyeyi başarıyla kullanır.

Türkçenin kısa heceleri, ilk olarak Muallim Naci ile uzamaya başlar. Eski şiirin tadını duyan şair, mısralarını aksamayan güzel seslerle süsler. Onun Türkçe söyleyişteki etkin gücü, kendisinden sonra gelen Tevfik Fikret ve Mehmet Akif üzerinde etkisini gösterir. Bunu Mehmet Akif: “Naci olmasaydı, Fikret de ben de olmazdık.” sözüyle açıklar. Muallim Naci’nin şiir dili, Türkçe sözcüklere yer verişi yönünden döneminin şairlerinden daha ileri düzeydedir.

Muallim Naci’nin şairliğinin yanında, yazarlığı da önemlidir. Nesirleri yeni, sade ve düzgündür. Sade, basit ve konuşma diliyle yazı dili arasındaki ikiliği ortadan kaldırmaya çalışır. Nesir alanında güzel örnekler verir.

Şiirin yanında eleştiri, anı, tiyatro, tarih, sözlük, edebiyat bilgileri alanında eserler vermiştir. Arapça, Farsça ve Fransızcadan çeviriler yapmıştır.



Eserleri:

Şiir:
Ateşpâre, Şerâre, Fürûzan

Eleştiri:
Demdeme (Şiir-eleştiri)

Düzyazı:
Istılahat-ı Edebiyye (Edebi Bilgiler)

Sözlük:
Lugat-i Naci

SAMİ PAŞAZADE SEZAİ (1860 - 1936)

Tanzimat Edebiyatı’nın hikâye ve roman yazarıdır. Hikâye, roman, sohbet, gezi, makale türünde eserler verir. Edebiyatımıza ilk küçük hikâyeyi o getirmiştir. Hikâye ve romanlarında, halkın içinden kahramanları, kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşamlarıyla yansıtmıştır.

Namık Kemal’e hayranlığı, nesirde onun üslubunu benimsemesine neden olur. Ancak zamanla bu etkiden uzaklaşır, kendi üslubunu bulur. Üslubun ele alınan konuya göre değişkenlik gösterdiğine inanır.

Sami Paşazade Sezai, kısa hikâyenin kurucusu sayılır. En küçük şeylerin bile hikâye konusu olabileceğini savunur. Onun kısa hikâyeleri, küçük olayları konu edinmesi, hayatı ve insanları anlatması bakımından önemlidir. Bu yönüyle kısa hikâye alanında gerçekçi akımın öncülerinden sayılır.

Hikâyelerinde romanlarından daha güçlü bir teknik vardır. Küçük, önemsiz, şaşırtıcı konuları, olmuş olması mümkün olayları, ruh çözümlemeleriyle, doğal ve günlük konuşma diliyle işler. Şiirlerinde romantizmin, roman ve hikâyelerinde realizmin etkisi görülür.

Eserleri:

Roman:
Sergüzeşt

Hikâye:
Küçük Şeyler

Tiyatro:
Şîr (Piyes)

Hatıra:
İclal

Sergüzeşt

Bu roman, Türk romancılığında yeni bir akımın öncüsü gibidir. Yöresel gerçeklerden kaynaklanarak evrensele açılan bir nitelik taşır. Toplumcu bir gözlemle köleliğin tüm acılarını esir kız Dilber’le birlikte okura da hissettirir. Romanda Kafkasya’dan kaçırılarak İstanbul’a getirilen dokuz yaşlarında güzel bir Çerkez kızı olan Dilber’in yaşadığı sıkıntılar anlatılır.

Küçük Şeyler 

Sami Paşazade Sezai’nin hikâyelerinin bulunduğu bu eser edebiyatımızdaki küçük hikâye türünün ilk örneği sayılır.